Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Gerçek şu ki Riyad yetkililerinin Tel aviv'e gönderdikleri olumlu ve açık sinyallerin kökleri Ortadoğu gelişmelerine uzanıyor. Hali hazırda Arabistan ve korsan İsrail bölgenin iki büyük kaybeden aktörü olarak biliniyor. Bir yandan Tel aviv'in uluslararası arenada inzivaya itilme süreci şiddetleniyor, öbür yanda da Arabistan'ın Suriye ve Irak'ta uğradığı ciddi hezimetle ne yapacağını bilemediği gözleniyor.
Kuşkusuz Arabistan'ın bölge üzerinde oynadığı çirkin kumarın sonucu Riyad yönetiminin geri adım atmak zorunda kalmaktan başka bir şey olmamıştır. Geçenlerde siyonist işgalci İsrail rejimin dışişleri eski bakanı Tzipi Livni, suud rejimi istihbarat eski şefi Türki Faysal'ın eli kanlı rejime yağdırdığı övgülere verdiği karşılıkta Faysal'a hitaben "Keşke yanımda oturabilseydin" demesi büyük şaşkınlık yarattı.
Faysal Münih güvenlik konferansında Livni'nin işgalci İsrail siyonist rejimle Filistin arasındaki çatışma hakkındaki konuşmasını takdir etmişti. Son bir ayda Tel aviv ile Fars körfezi Arap rejimleri arasında ilişkilerin güçlendirilmesi için bir dizi görüşmeler gerçekleşti. Bu görüşmelerin bahanesi ise İran'ın barışçıl nükleer programı hakkında iki tarafın duyduğu kaygıydı, ama nedense bu görüşmelerin hemen hemen hepsi gizlice düzenlendi. Buna karşın Türki Faysal Münih güvenlik konferansında ayağa kalktı ve Livni'nin konuşmasına açıkça övgüler yağdırdı. Gerçek şu ki bugün Suudi rejimi siyasi ve stratejik açıdan Tel aviv'le olan bağlantılarını açıkça hayata geçirmek ve bu rejimle bölgede ortak olduğunu ilan etmek istiyor.
Gerçi bu bağ önceden de vardı, ancak şimdi şartların değişmesi ile birlikte aleni oluşuna şahit olmaktayız. Suudi rejiminin kralı Abdullah ve bu rejimin prensleri Amerika'nın sahasında top oynamayı sürdürmekten derin kaygı duyuyor. Obama yönetiminin Suriye'ye askeri operasyon düzenleme kararından vaz geçmesi Riyad yönetiminin tüm stratejik hesaplarını alt üst etti.
Öte yandan Arabistan'ın Ortadoğu'da sözde barış müzakerelerinden dışlanması da Riyad yönetiminin Obama'dan duyduğu kaygıları daha da derinleştirdi. Şimdi ise bölgenin siyasi coğrafyasının değişme korkusu, son aylarda Riyad ve Tel aviv'in ortak kaygısına dönüştüğü gözleniyor. Bu çerçevede Suudi hanedanı bölgede aniden saf değiştirmeye heveslendiği anlaşılıyor. Yine bu doğrultuda Suudi hanedanının kaynaklarını siyonist İsrail ile daha güçlü ittifak kurmaya yöneltmek istediği belirtiliyor. Gerçi Riyad ve Tel aviv arasında ittifak geçmişte de vardı, ama pek o kadar aleni ve güçlü değildi. Örneğin siyonist rejimin Lübnan'da İslami direnişe dayattığı 33 günlük savaş sırasında Arabistan istibaratı Hizbullah hareketinin mevzileri ve konumu hakkında Tel aviv'e yığınla bilgi gönderdi.
Suudi rejimi işgalci siyonistlerin Lübnan'da İslami direniş hareketine galip gelmesini ve Hizbullah hareketini yok etmesini istiyordu, fakat sonuçta bu yolda ağır bir hezimete katlanmak zorunda kaldı. Şimdi ise Riyad yönetimi Ortadoğu'nun en şaşkın aktörü olarak hala Suriye'de oynadığı ağır kumarın kaybının şokunu yaşıyor. İşte bu yüzden Riyad'ın Washington ve Tel aviv arasında seçim yapma konusunda en kötü şartlarda bu seçimi yapmak zorunda kaldığı söylenebilir.
Bu arada Suudilerin karşısında bir başka seçenek de bulunuyor. Bu seçenek ise Riyad'ın İran, Suriye, Irak ve bölgedeki direniş gruplarına karşı politikalarında köklü değişikliğe gitmesidir.
Bir başka ifade ile Riyad bölgede ayakta kalabilmek için gerçek bir siyasi depremin kurbanı olmak yerine kontrollü bir şekilde yaratacağı depremle stratejik altyapılarını yıkarak yeniden inşa etmesi gerekir. Aslında Riyad yönetimi hala Obama ile Netanyahu arasındaki anlaşmazlıklardan net bir görüntü yaratamıyor. Eğer Arabistan Amerika yönetimini bir kenara iterek Tel aviv'e yanaşma politikasını izleyecek olursa, ileride Washington ile Tel aviv'in her hangi bir şekilde yeniden yakınlaşması, Suudi rejimi elebaşlarının sonu demektir.
Riyad yönetimi son yıllarda Amerika ile doğrudan teamül ve işgalci siyonist rejimle de dolaylı teamül çerçevesinde dengeli bir oyun oynuyordu, fakat şimdi Obama ve Netanyahu yönetimlerinin arasının bozulmasının bu dengeyi bozduğu anlaşılıyor. Hali hazırda Suudi rejimi en kötü günlerini yaşıyor, çünkü ister istemez Washington ile Tel aviv arasında bir çekim yapmak zorunda olduğunu düşünüyor. Oysa bu iki seçimden her biri başlı başına Suudi yönetimini bölgede inzivaya itecektir. Aslında Suudi hanedanının Ortadoğu ve dünya gelişmeleri ile ilgili hesapları her zaman akılsız ve gerçeklerden uzak olmuştur. Bu durumda siyonist İsrail de Arabistan'ı bölgedeki denklemlerden silmeyi pek istemiyor sayılmaz. Her halükarda şimdi uluslararası düzenin iki mutlak mağlubu ve kaybeden tarafları bir birine yöneldiği gözleniyor. Ancak bu ittifakın meyvesi de hiç kuşkusuz yeni bir hezimet olacaktır.
Gerçekte Arabistan şimdiye kadar hiç bir zaman Tel aviv'in Ortadoğu bölgesinde oynadığı pazılı bozmadı, bilakis bazen bu pazılı tamamlayan bir parça oldu. Arabistan 2006'da 33 günlük savaş sırasında veya 2009'da Gazze'ye dayatılan savaşta sürekli direnişe karşı kriz yaratan bir unsur olarak rol ifa etti ve hatta bu bağlamda Tel aviv'e dolaylı yollardan istihbari bilgi sızdırdı. Şimdi ise artık Tel aviv ve Riyad perde arkasındaki gizli güvenlik ve siyasi ilişkilerini gün ışığına çıkarmayı tercih ettiği anlaşılıyor.
Son yıllarda Washington ve Tel aviv'in Riyad'la ilişkilerini bağlayan en önemli piyonlardan biri prens Bender Bin Sultan'dı. Buna karşın Suudi istihbarat şefi Bender Bin Sultan da şu anda kendini Amerika'nın Suriye'de oynadığı oyunun kurbanı olarak görüyor. Riyad yönetimi bu yüzden Washington'a öfke duyuyor ve sonuçta Tel aviv'e yakınlaşma eğiliminin Suudi elebaşları arasında güçlendiği gözleniyor. Türki Faysal'ın Münih konferansında siyonist rejimi açıkça alkışlamasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
4 Şubat 2014 - 20:30
News ID: 503457
Son zamanlarda siyonist işgalci rejim İsrail elebaşlarının Suudi rejimine övgüler yağdırmalarının bir türlü sonu gelmiyor ve özellikle son aylarda Riyad ve Tel Aviv’in tutumlarının birbirine yakınlaşması dikkat çekiyor. Peki, ama bu durumu nasıl okumak gerekir?